|
O'nun Öyküsü
26 Kasim 2004 Cuma günü sabah 10:15'te Nilay Yilmaz ve Saadet Ceylan ile beraber Ulusoy otobüsünün 6-7-8 nolu koltuklarina yerlesip nese içinde Istanbul'dan Ankara'ya dogru yola çiktigimizda,saat 15:30'da Ankara'ya varacagimizi, biraz dinlendikten sonra,17:30'da Ilkyar'in emektar mavi otobüsü ile hareket edecegimizi ve okula 22:.30 dolaylarinda varacagimiza inaniyorduk. Ama bir söz vardir “Insan plan yaparken,Tanri kis kis gülermis”. Bu kez de öyle oldu. O gün TRT haberlerine göre Bolu- Ankara yolunda 26 araç kaymis, yol uzun süre trafige kapali kalmis. Bu nedenle Ankara'ya varisimiz gece 21:00, Kumluca'ya varisimiz ise 27 Kasim saat 1:30 oldu.
Gittigimiz YIBO, 6 yillik oldukça yeni ve temiz bir okul. Safak öncesi o saatlerde basta Belediye Baskani, okul müdürü ve bazi ögretmenler bizi karsilamak için ayaktaydi. Egitimle yakindan ilgili bir ekibin içten ve sevecen karsilamasi Ilkyar ekibinin tüm yorgunlugunu aldi. “Hosgeldiniz” çaylari bitince yatakhanelere dagildik. Minikleri uyandirmamak için el yordami ile yerlestigim kogusta 5 minik arkadasim daha oldugunu hayal meyal sezdim. Yol yorgunluguna yatakhanenin kutup sogugu da eklenince sabahi sabah ettim.

Bu projede 4-5-6.siniflarin çocuk edebiyati etkinliginden sorumluydum. Ilk etkinligim 6.siniflarla oldu. “Takma Adi: Gagali” kitabimdan yola çikarak konustuk birlikte. Dost dost diye nicesine sarilmadan önce dosttan ne beklersiniz sorusuna ortak bir yanit olusturdu 6.siniflar.
Iyi ve kötü günde yanimda olmasi
Sir saklamasi
Her durumda ve her ortamda dürüst olmasi
Neseli olmasi
Esyalarini paylasmasi
Sorun dinleyebilme becerisi
Neseli olmasi
Bakimli olmasi,kokmamasi
Kötü aliskanliklarinin olmamasi
Bu kriterleri belirledikten sonra gözlerini kapayip her bir kriteri su soruyu sorarak tek tek düsünmelerini istedim onlardan. Dostumdan bekledigim özellik kendimde var mi?
Edebiyatin güzelliklerinden biri de bizi kendimizle yüzlestirmek, düsündürtmek, daha iyi insan olabilmek için itici gücü saglayabilmek degil miydi? Bir kitabin sicakligi boyunca dertlerimizi üzüntülerimizi geride biraktirmayi basarmaz mi iyi bir edebiyat eseri?
Yine de öyle durumlar vardir ki, yasadiklariniz, duyduklariniz, gördüklerinizden sonra ne kitap, ne es, ne de evlat sicakligi sizi teselli edemez. Kuytular ararsiniz. Göz yaslariniz, siz ve “O”. Asla aklinizdan çikmayacak olan “O.” Yasaminizin güzelliklerinden dolayi derin bir suçluluk duymaniza neden olan “O”. Ben bu proje ile ilgili izlenim yazimda O'nun öyküsünü yazmak istedim. Baska türlüsü ne elimden ne içimden gelir.
“O”, 11 yasinda,sari saçli,domates yanakli. Okulu, adi, sinifi sonsuza kadar ben de sakli. “Nisan Bebek” kitabimi okudugum süre boyunca gözlerini bir kez kirpmadan, diger arkadaslarinin hepsi otururken o, dizlerinin üstünde durarak öyküyü dinledi.
Öykü kurma çalismasina geçtigimizde öykü kahramani köpege Çengel, kiza Dilara adini vermemizde israrci olan; deniz kiyisinda yürüyen Çengel ile Dilara'nin üzüntüsüne neden olarak ana-baba kavgasini öneren O. Çatisma konusunu belirlerken “Anne çalismak istiyor, baba izin vermiyor. Dilara buna üzülüyor”, diyen O.

“Hadi bu sahneyi oynayalim. Kim baba olmak istiyor?”, dedigimde sinifin önüne neredeyse uçarak gelen O.
“Sen çalisamazsin. Çocuklara bakacaksin. Aksam eve gelince yemegimi koyacaksin. Sabahleyin ceketimi tutacaksin.”, diyen O.
Anneyi oynayan sinif arkadasi itiraz edip, çalismak istedigini yineleyince “Gidersin bu evden o zaman”, diyen O.
Çocuk edebiyatçilari olarak öyküyü umutlu bir sona baglamamiz gerektigini animsatinca önerilen degisik çözüm yollari arasinda tüm sinifin benimsedigi çözümü üreten O.
“Dilara'ya iki mektup yazdiralim ögretmenim. Birini annenin agzindan babaya yazsin. Digerini babanin agzindan anaya yazsin. Baba sansin ki yazan anadir. Ana sansin ki yazan babadir. Ama yazan essahtan Dilara'dir.”
“Peki, ne yazsin Dilara mektuplarda ?”
“Anaya desin ki: Düsündüm,sen haklisin. Çalis ama beni ve çocuklari aç birakma.
Babaya desin ki: Düsündüm,çalismayi çok arzu ediyorum. Sen de yardimci olursan hem çalisirim, hem de çocuklarima bakarim. Beni anlamani istiyorum.”
Tüm sinifin benimsedigi bu çözümden sonra yalniz gözlerinin içi degil deyim yerindeyse her bir saç telinin dahi sevinip gülümsedigini hissettigim O.
8 yillik yazarlik deneyimim boyunca karsilastigim en yaratici çocuk O.
Etkinlik saatimin sonuna yaklasirken
“Bana mektup yazarsaniz,hele içine bir de öykü yazip koyarsaniz sevinçten kanatlanip uçabilirim”, dedigimde ,
“Mesela,nasil bir öykü yazalim ögretmenim?”,diye soran O.
“Örnegin, pencereden içeri girip “Dile benden ne dilersin ?”, diyen bir periye ne yanit verirsin sorusunun öyküsünü yazabilirsiniz.”, yanitima bir an bile düsünmeden; “Ben biliyorum,ögretmenim.Simdi bile söyleyebilirim.”, diyen O.

“Söyle bakalim”,dedigimde, “Annem geri gelsin. Babamla beraber olsun. Bunu dilerim.”,diyen O. Bu yaniti duydugumda sarilip sari saçlarina yanagimi yasladigim O.
Etkinlik bittikten sonra teneffüste ögretmeni ile konustuk. Ailesi hakkinda bilgi almak istedim.
“Annesi kaçmis onun.Babasi ne is yapar bilir misiniz?”
Yaniti merak ederseniz TDK sözlügünün ikinci cildine bakin. Babasinin meslegi sözlükte peyzajdan sonra pezodan önce gelir.
“Okula geldiginde bildigi küfürleri, ben ömrümce duymamistim. Çok ugrastik, çok degisti. Bu zekayla bir baska ailenin elinde olsa, ne olur bu çocuk biliyor musunuz?”, diye sordu ögretmeni.
Yaniti olmayan, anlami olmayan, çaresi, çözümü olmayan bir soru bu.
Penceremden içeri bir peri girse, sorsa bana “Ne dilersin?”
Sistem “O” nun ve onun gibilerin hayal gücünü yok etmesin. Düsleri, düsünceleri özgür kalsin. Okuyup sartlarin kafesinden kurtulacak gücü bulabilsin.Yaraticiligi bulusa, yaziya, müzige, resime ya da heykele dönüsüp ülke sinirlarini assin.
Söz uçsun, yazi kalsin.
Ayfer Gürdal Ünal
4 Aralik 2004

|