|
Yukarıdaki cümle 28 Nisan- 2 Mayıs 2008 tarihleri arasında Kastamonu Seydiler Yatılı İlköğretim Bölge okulunda kaldığımız süre içerisinde duyduğumuz cümlelerden bir tanesi. 3. sınıf öğrencisi Ahmet’ e ait ve hayatımızdaki en trajik bir o kadar da içten cümle… Ahmet’in babası uzun süredir İstanbul’da çalışıyor. Annesi de ablasının tedavisi için 3 haftadır İstanbul’da kalıyor. Ahmet bizim İstanbul’da babasını görme ihtimalimiz olduğunu düşündüğü için hiç düşünmeden sordu. Neden mi? Çünkü çok özlemiş.

Ahmet hayatla çok çabuk tanışmış onlarca öğrenciden biri. Seydiler’de gazetede okuyup bu kadar da olamaz dediğimiz olayları öğrencilerin o küçücük omuzlarında nasıl da taşıdıklarına şahit olduk. Örneğin Nazan ve Kadriye. Maalesef babaları annelerini gözlerinin önünde öldürmüş. Bunu biz bile duyunca o kadar üzüldük ve şaşırdık ki söyleyecek kelime bulamadık. Peki bu çocuklar hayata ne söylemeli? Bu iki tatlı kız da bu durumu atlatmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve yaşadıkları onları o kadar büyütmüş ki kendi yaşlarındaki arkadaşlarına bile kardeşlerine bakmalarını öğütleyebiliyorlar. İşte Nazan: Ama Özgür, Ömür daha birinci sınıf. (Özgür ve Ömür Seydiler’de okuyan 2 kardeş ve Ömür üzerine yemek dökmüştü. Özgür ise kardeşine yardım etmek istemiyordu.)

Kastamonu’da bulunduğumuz süre içerisinde İngilizce Öğretmeni Sibel Ecevit ile birlikte İngilizce derslerine girdik ve çocuklarla oyunlar oynadık. Çocuklar derslerde gerçekten çok istekli ve saygılıydılar. Öğrencilerin seviyesi şimdi de çok iyi; ancak fiziksel ortam daha iyi olsaydı var olan kapasitelerini daha iyi kullanabilirlerdi; çünkü gerçekten hepsi çok zeki ve istekli.
Yatılı okulda öğrenci olmak insana gerçekten çok şey kazandırıyor. Bunlardan bir tanesi de hiç unutulmayacak arkadaşlıklar. Tüm gün boyunca beraber oldukları için aralarında çok güzel arkadaşlıklar var. Bir yatılı okul geleneği olarak büyükler küçükleri hep koruyorlar ve yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bir de 1. sınıfta yatılıya başlayan öğrenciler bile kendi ayakları üzerinde o kadar güzel duruyorlar ki şaşırmamak elde değil. Örneğin 2. sınıf öğrencisi Adil yemekhane işleyişini o kadar güzel öğrenmiş ki Sibel ablasına “Sen tabi zeytinleri oraya koyarsan çayı koyacak yer bulamazsın.” diyerek tavsiyede bile bulunmuştu.
Seydiler’de kaldığımız 5 gün içerisinde yatılı okulda öğretmen olmanın çok fazla sorumluluk getirdiğini bir kere daha gördük. Öğretmenler yemek dağıtmaktan tutun da yatakhanede temizlik kontrolü yapmaya kadar birçok sorumluğu yerine getiriyor; ama çocukların gözlerindeki ışık bütün yorgunlukları unutturuyor. Biz de biraz hasta olmamıza rağmen voleybol maçı teklifini geri çevirememiştik. Öğrencilerle vakit geçirirken de bütün yorgunluklarımızı unutuyorduk. Yağ satarım bal satarım oyunundan çocukken bile bu kadar zevk almamıştık.

İdare de bütün öğrencileri hayat hikayeleriyle biliyor ve 258 yatılı öğrenci var. Müdür yardımcısı Murat Bey biz Adillerin babasının onları kamyonla almaya geldiğini söylediğimizde “Kırmızı değil mi? Bu sene aldılar onu.” demişti. İdareciler ve öğretmenler işlerini gerçekten çok iyi yapıyorlar. Müdür Bey de sanki yatılı bir okula müdür olmak için yaratılmış. Çok babacan, içten ve yardımsever bir insan. Tavırlarıyla okuldaki bütün öğrencilerin babası gibi. Okuldaki öğretmenlerle de iletişimi çok iyi. Çocuklar ondan
müdür öğretmenimiz diye bahsediyorlar.
Kastamonu’da kaldığımız 5 gün boyunca öğrencilerin yaptıkları ve söyledikleri her şeyin doğru ve içten olduğunu gördük. Onların kapıları herkese açık ve gerçekten birilerinin onlara ve öğretmenlerine destek olmasını bekliyorlar.
Seydiler Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda kaldığımız 5 gün bizim için gerçekten çok güzel bir deneyimdi ve şu ana kadar yaptığımız en anlamlı şeydi. O kadar güzel çocuk tarafından sevilme imkanı bize sunulduğu için kendimizi gerçekten çok şanslı hissediyoruz.
Biz İLKYAR’ ın diğer projelerinde yer almak isteriz. Çok teşekkürler.


|