|
Yeniden başlamak
8 Ekim 2004 aksami 34 gönüllü simsekler, yildirimlar, yagmurlarla geçti Ankara'nin dogusuna. Kirikkale'yi, Yozgat'i asti, güneye indi. Çayiralan'a varmadan gök durulmus, sular çekilmis, Kanatli At Takimyildizi parlamisti.
Derelerine yirmi yildir suyun gelmedigi Asagitekke köyüne sessizlik inmisti. Köylüler çoktandir yakinlarini gurbete göndermisler, tenhalasmis köy. Geceleri yildizlara seslenen köylüler, Istanbul, Ankara, Kayseri, Almanya, Fransa, Hollanda'ya göçenleriyle haberlesirlermis.
Kuraklik gelmis, baslamis göç. Köy halki, tepelikte koyunlarini otlatirken aniden kaybolan Çoban Dede'den bilirmis simdiki kurakligi. Yirmi yil önce Çoban Dede'nin mezarindaki ibrik çalindiginda büyük bir sel felaketi yasanmis. Evler yikilmis, ölenler olmus, rahat huzur kalmamis; göç o vakit baslamis. Biri ibrigi yerine koymus koymasina ama o gün bugündür damla yagmur düsmezmis köylere. Yagmur duasina çikilir, ayranlar içilir, yemekler, eglenceler düzenlenirmis, Çoban Dede insafa gelsin, birkaç gün islatsin tarlalari diye beklenirmis. Kuru tarimmis bu köyde yapilan tarimin adi. Mercimek, tahil, nohut, fasulye, az miktarda da sekerpancariyla patates ekilirmis.
Topraklarin bir bölümü kavak, mese, ladin ormaniymis. Kislik odununu ormandan çikarirmis köylüler. Köyün %5-10' u tarimdan geçinirse, kalani yurt disindaki yakinlarinin destekleriyle evini döndürmeye çabalarmis.
Hayri Yildiz Pansiyonlu Ilkögretim Okulu, 1995' te Yozgatli bir isadami tarafindan yaptirilmis. 300 yatili ögrenci kapasiteli okulun 140 yatili ve 70 gündüzlü ögrencisi varmis. Erkek ögrenciler yatili kalirken kizlar tasimali sistemle gelip giderlermis. Kapali spor salonu bulunmayan okulun sahneli bir yemekhanesi varmis. Köy dügünleri için okulun salonunu kullanmak adettenmis. Ögretmen lojmani yapilmamis, ögretmenler ilçede ya da köyde yerlesmisler. Okulun suyu yeni getirilmis, isinma ve su sorunu çözülmemis. Resim, müzik ögretmeni yok, rehber ögretmeni varmis. Bu mevsimde ormanda agaç kesimi yapilirmis, çocuklarin yariya yakini kesimdeymis.
Sabah kahvaltisinda 4 kisilik masanin hakki 2 somun ekmek, bir tas zeytin, bir masrapa da sekerli çaymis. Ögle ve aksam ise çorba ve az etli-patatesli bir yemek, bol ekmekle kim doymazmis? Soruya yanit bin dereden gelmese de biri çikar bazen,
“Kurcalama, altindan çapanoglu çikar,” dermis.
Çapanoglu Süleyman bey bir gün sofrasina bir misafir çagirmis. Ortaya bir çorba konmus, ekmek dogranirken herkes kendi dogradigi ekmegi yesin, demis. Çapanoglu kizarmis ekmek dogramis. Misafir kasigi her daldirisinda “bu benim ekmegim” demis ve tartisma çikmis. Çorbanin dibi karistirilip da Çapanoglunun ekmegi çikinca “karistirma, altindan çapanoglu çikar,” esprisi doguvermis.
Öglende metal servis tepsileriyle yemeklerini alanlar kendilerine yer seçtiler. Yemekhane bir anda tiklim tiklim dolmus, tepsi, kasik, çocuk sesleri birbirine karismisti.
anda tiklim tiklim dolmus, tepsi, kasik, çocuk sesleri birbirine karismisti.
Ayni anda bir masalci düstü salona. Sinir tanimaz bir seyyahti o. Toplulugun tüm kederlerini, sezilerini duyan, sesi en uzak noktalara ulasan, her seye, herkese disardan bakan bir yol göstericiydi.
“Her kisinin yasami tehlikeler, canavarlarla dolu bir öyküdür,” diye basladi sözüne.
Masalardaki çekingen gruplar bu sözü bekliyormusçasina birbirlerine yanastilar, basladilar öykülerini kisik sesleriyle anlatamaya. Yalnizliga itilmis yürekler öykülerle yakinlastilar, çogaldilar.
Masalci can kulagiyla dinlermis tüm öykü anlaticilari. Her konusani ayni anda duyabilir, yüreklerden geçenleri sezermis..
Sesler masalarda hare hare büyümüs, yemekhanenin duvarlarinda yankilanmaya baslamisti.
Öyküleri benzeyenler ayni masanin etrafina çekmisler sandalyelerini. Ugur, Devran, Kasim...en uzun masanin köselerine oturmuslar.
Masalcinin
“Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, develer top oynarken eski hamam içinde, hamamcinin tasi yok, hamamin kubbesi yok,...” diyen sesi duvarlardan yayilmis, küçük diller usul usul çözülmüstü.
Ugur Kemanli köyündenmis. Köyde tek keman yokmus ama sesi güzel olan çokmus. Geceleri türkü sesleri sararmis yildizlari.. Ugur 6. sinif ögrencisiymis. Anne ve babasi evlendiklerinde esige yag sürüp çivi çakmamislar,annenin basinda çanak kirmamislar, ogullari iki yasindayken ayrilik dayanmis kapiya. Babaanneye kalmis Ugur. 5. sinifa kadar köy okulunda okumus. Bu yil yatili okula gelmis.
“Evde yaslilarla yasamaktansa...burasi iyi. Arkadaslarim da benim gibi. Uyusuyoruz.”
Babasi çiftçilik yaparmis. Annesi Sarikaya'da evlenmis, dört çocugu daha olmus. 3 yasindan beri anne eli degmemis günes yanigi yanaklarina.
“Annemi görsem tanimam. Aramadi beni hiç. Niye arasin? Koca da var, çocuk da. Ne yapacak yüzümü görüp de.Dert mi sarsin basina?”
Devran Ankara'dan gelmis. 13 yil Ankara'da yasamis. Bu yil anne ve babasi ayrilinca anne, çocuklarini almis köyüne dönmüs. Yatili okuldan baska çare yokmus çocuklara. Babasi seyyar köftecilik yaparmis.
“Anneannemin evine tasindik. Ben yaza kadar eve gitmeyecem. Geçimimiz yok, dedi ninem.”
Mavi bir gök parçasi, bir yesil bahçeden baska bir seyi yokmus ninenin.
Devran polis olacakmis,
“Kimse kimseyi dövmesin...”diye.
Gözbebeklerinde annesinin çilli yanaklari..
Kasim'in babasi saglik teknisyeniymis. 3 kardeslermis. Bir kardesi de bu okuldaymis. Annesi ilaç fabrikasinda ambalaj isinde çalisirmis. Anne-baba sekiz yil önce ayrilmislar.Baba evlenmis, Çayran'a yerlesmis.Annesi Ankara'da, 8. siniftaki agabeyiyle yasiyormus. Yaz tatillerinde kardesiyle Ankara'ya giderlermis. Geçen yil dis doktorunun yaninda çalismis. Aletleri yikamis, firina koymus, yerleri süpürmüs, çay yapmis, camlari silmis.
Büyüyünce dis doktoru olma hayalini dis aletlerini yikarken kurmus. Dükkan bosalinca beyaz gömlegi geçirmis sirtina,tavan süpürgesinin dislerini çekmis.
Düslerine yelken kanatli kuslar girermis son günlerde. Siki siki kapatirmis pencereleri. Yine de kesilmezmis kanat sesleri, bögürüsleri. Basi yastiginin altinda uyanirmis sabahlari.
Çocuklardan biri, kirli, rengi karaya çalan bir altin para çikardi cebinden.
Kozagisisari yaylasindaki kalenin dibinde bulmus. Define avcilari dolanirmis kale çevresinde. Kaç kere kazmislar. Altin, heykel, kafatasi, kap-kaçak kiriklari bulan çok olurmus.
“Zamaninda köseyi dönen oldu.... siz de oraya çikacak misiniz?”
Çakir gözlü, utangaç duruslu Ali'nin ceketi bol, kravati uzun gelmis. Eli hep ceketinin ön dügmelerinde. Babasi sigirciymis. Yazlari babasiyla davarlari alir yaylaya çikarmis. Sarkilar, türküler söylerken geçermis kendinden. Sesi koyunlarin tüylerinin arasindan geçer, rüzgara karisirmis. Sarkilarini tüm dünyanin dinledigini hayal edermis. Upuzun boylu, kocaman bir adam olurmus o zaman. Kollarini açsa, dünyayi kucaklayabilirmis. Köpek bagrislari bölermis hayallerini. Kizar, kovalar, tas atarmis köpeklere.
“Türkücü olmak mi?...sahnelere mi çikayim?...ayyy! ben ne utanirim!”
Kor aleve dönmüstü yüzü.
Liseyi okumus abisiyle demirciye çiraklik yapmislar bu yaz. Demirden kapi, pencere yapmislar.
Büyüyünce demirci ustasi olsa, iyiymis.
Yan masadaki çocuklarsa tatil günlerinde oyun oynamamis, televizyon seyretmemis,, tatil kitaplarini okumamis; çalismislar.
Günes yüzlü, eksik disli Ali henüz 3. sinifta. Bu yil köy okulundan gelmis, yatili okulu sevmemis. Anne özlemi derslerden uzaklastirmis onu. Geldiginden beri birkaç kez okuldan kaçmis. Annesinin fasulye çorbasi gözünde tütermis. Bir de evinin duvarlarina yapisan kizartma kokusu. Kaçtiginda 5 km. ötedeki köyüne yürüyerek gitmis, geceyi annesinin koynunda uyuyarak geçirmis.Düsünde kovalamaca oynamis bütün gece.
Babasi hizarciymis. Odun keser, biçermis. Bu yaz sanayi çarsisinda bir araba yaptirmis.
“Pazarda, çarsida yük tasidik. Dolma lastik olsa zorlanirdik ya, babam havali lastik taktirdi. Kayip gidiyor araba elimden ama lastik sik patliyor.”
Musalarin da varmis arabasi.
“Arabaya yazin giysi koyduk, sokak sokak dolastik sattik. Sonbahar gelince giysileri kaldirdik, defter, boya kalemi, yaka, kalem silgi koyduk.”
Ayni masadaki kirli mavi kazakli , yüzü tüylü çocuksa ayakkabi boyacisiymis.Parliyordu yüzünün sari tüyler i .
“Annem çok kusburnu yemis, tüylü dogmusum.”
Elini gömleginin boynundan içeri daldirdi. Kolyesinin ucunu tuttu. Bos bir kursun vardi ucunda.Nazar degmesin diye takmis dedesi.
“Boya takimimi amcam Istanbul'dan getirdi. En çok pazarda müsteri çikar.”
Kararmis tirnaklarini,kahveye çalmis sis avuç içlerini fark etti birden. Ellerini cebine soktu,. Okul müdür muavinini oglu da bu grupta. Yaz tatilinde o da spor malzemeleri satan dükkanda çalismis.
Oglanlar alaysi gözlerini yan tarafa devirdiler. Yüzlerine hinzir bir gülüs yerlesmisti. Kara saçlarini savurarak rüzgariyla beraber yürüyen esmer, kara kasli kizi,
“Siist....Bakkalin kizi,” diye çagirdilar.
Kizin yüzü gülmeye hazir, bekliyordu. Basini oglanlara çevirince sicacik isidi yanaklari.
Köyüne gider gitmez, dükkana kosar,babasina yardim edermis.
“Iyi çalisirsam iki çikolatali gofret düser cebime.”
Etli yanaklarini titreterek gülüyordu. Annesinin gebeyken kahve çaldiginin kaniti kara ben de gülüyordu.
Aysen'in sesi karsi masadan çinladi. Köyünde çiftçilik yapan babasi Cezayir'e sivaci olarak çalismaya gitmis. 5 kardeslermis. 2 abla ve bir abisi evlenmis. Kardeslerinin hiçbiri
okumamis. Yatili lise sinavlarini kazanirsa okuyacak, yoksa okumaya devam edemeyecekmis.
Temizlige gitmis evlere. Pervazlari, kapilari, camlari silmis, koyun kokan yorganlari havalandirmis, tarhana çorbasi yapmis.
Davutlar 8 kardesler. Babalari çiftçi. Kiz kardesleri okumamis. Duru, huzur veren bir sesi var Davut'un. Babasinin da sesi güzelmis. Sarki, türkü eksik olmazmis evden.
“Nese degil, dert, keder kokar sarkilarimiz!”
Okulun agir toplari, Bakanlar ayri bir masaya kurulmuslar. Yakaliklarda adlar ve görevler yazili. Her birinin durusu baska. Sekreterlik, Iç isleri, Dis isleri, Saglik, Egitim bakani...Kendinden emin,baslari dik, görevlerinin agirligi çökmüs üstlerine. Hepsi takim elbiseli.
Kahverengi ceketli, kisacik nemli saçli bir çocuk nefes nefese bir halde. Güvenlik Bakaniymis.Acil bir sorun çikmis.
“Okuldan kaçanlarin pesindeydim...Birini yakaladim, getirdim demin.Öteki uzun bacakliydi, kaçti.”
Güvenlik Bakani gözünü arkadaslarinin üstünden çekmezmis. Özellikle iyi havalarda, aksam saatlerinde evini, kurutulmus meyve kokusunu, annesinin yemegini, yeni dogan kardesini özleyen yolunu bulur, kaçarmis.
“Asagitekke'nin çikisina kadar kovalarim... sonrasina gücüm yetmez... döner nöbetçi ögretmene söylerim.”
Zil sesi. Istasyona yanasan trenin toparlanin çagrisinin benzeri bir ses.
Duvarlarda yankilanan sesler azaldi, masalarda fisiltilar alçaldi, sessizlik örttü salonu.
Masalci heybesini omzuna aldi, gövdesini titretti, heybesine yükledigi öykü parçalarini yerlerine oturdu.
Kahramanlari uzak yolculuklara çikmislardi. Bugünün belirsizligi, korkulari, kuskulari günün birinde dagilacak, öyküler düzlüge çikacakti. Tipki masallardaki gibi. Dev anasinin karni yarilacak, kayip kardes bulunacak, gökten üç elma düsecek, geyik kesilen dali üç kez yalayarak ona can verecek, dagin ardindaki güzel ülkeye yerlesilecekti.
Dersliklere kostu çocuklar. Dersliklerden birinde iki sandalyeye bakip hayaller kuran çocuklar vardi:
Çocuklar aciyi, karanligi, ölümü tanimislardi. Hangi resme baksalar umudu, isigi degil, umutsuz çirpinislari görüyorlardi. Iki sandalye yetmisti acilarini dökmeye. Yoksul yasamlarina zengin düsler sigdiramamislardi.
Ramazan, buruk öyküsünü okurken yanagina düsen gözyasinda 12 yillik çocuklugunun gizli oldugunu biliyor muydu?
Kararan gökyüzü, gökkusaginin yedi rengiyle aydinlanmisken 34 gönüllü dolustu yine otobüse. Sorgun'a bagli Doganli köyüne dogru yol aldi. 100 haneli, bine yakin nüfuslu bu köyün yerlileri tarimla ugrasirmis. Köyün liseye giden genci çok azmis. Üniversitede okuyani ise hiç. Babalar kizlarini okutmak konusunda kararsizmislar.
Doganli köy okulu ilk 1963' te tek derslikli olarak bir evde egitime baslamis. 1994' te üç derslikli okul yapilmis, 2002' de de yeni okul binasina geçilmis. Kalorifersiz eski binada kütüphane ve yemekhane varmis sadece. Yeni bina kaloriferli olsa da yalitim sorunlari çözülemediginden kisin isinma problemi yasanirmis.
120 ögrencili, 11 ögretmenli okula içme suyu yeni getirilmis, bahçesine çam fidanlari dikilmis.
Mavi gözlü, sari saçli, iri yapili bir kiz ögrenci rüzgariyla kosuyordu otobüse.
Hayali polis olmakmis. Babasi annesiyle ikinci evliligini yapmis. Ilk evliliginden iki çocugu varmis. Annesinden de üç çocugu olmus. Baba birkaç yil önce ölmüs. Anne ekmek-çörek yaparak geçinmeye çabalamis.
“Annemin çöregi köyümüzde bir tane. Yakin köylerde bile duymuslar. Hamuru için gelirler. Kina günlerine çagirirlar.”
Dügün ekmegi yogrulurken köyün güzel sesli kadinlari çagrilirmis. Defler çalinir, türküler söylenir, hamur yogrulurmus. Pisen ekmek çarsafa yayilir, çevresinde halay çekilirmis.
Kardeslerinin hiçbiri okumamis. Küçük yasta çirak gitmisler. Annesi söz vermis, varini yogunu koyacak, kizini okutacakmis.
Arkadasi, esmer kizin 5 kardesi varmis. Üçü küçük yaslarda hastaliktan ölmüs. Anneleri logusa iken kedi sürüsü görmüs, çocuklarinin ömrü uzun olmamis.
Kizin okuma umudu simdiden kirilmis.
“Liseye yatiliya bile göndermiyor babam. Üniversiteye baska sehre nasil gönderir, abla? Okuyan kizlarin hepsi erkeklerle düsüp kalkiyormus. Ben okumayi çok isterim de nerdeee...Buralarda evlenme yasi 15-16...”
Babasi Türkmenistan'da çalisan birinci sinif ögrencisi basladi çiglik çigliga aglamaya. Yabanci grubu yadirgamisti. Çirpinan bedenini sakinlestirmek için sarilmalar fayda etmedi. Gözleri aglamaktan üzüm karasina dönmüstü.
“ Birak beni!”
Bahçede çocuklar kocaman bir çember olusturmuslar, bir günün öyküsünü oynuyorlardi. Bir baska kösede ana tavuk ve civcivleri oyunu baslamisti. Mavi bir uçurtma gri bulutlara renk saçiyordu.
Adi Elmas, kisa saçli, kumral, sicak gülüslü bir kiz oyundan oyuna kosuyordu. O ilkögretim diplomasini alsin, okulun kapisindan bile bakmayacakmis . Dersleri can sikici, zor buluyor, kitap okumayi ise hiç sevmiyormus.
“Iyi ki de böyleyim. Sevseydim aci çekerdim. Ablam o durumda. Evde 8 kisi var. Isleri kim yapacak?”
Doganli'ya on dakika uzakliktaki Çigdemli köyündeki lise, uzak bir hayal kizlarin gözünde.
“Yatili degil, gündüzlü lise. Servis parasini kim verecek? Yatili da olsa göndermez babam. Kiz erkek karisik yatili okunur mu? Namus derler, köye sokmazlar bizi.”
Yüzü bakana dinginlik veren, minyon, sevimli kizin annesi kirk günlükken yikama suyuna gümüs yüksük atmis sanki. Teni, yüzü, gümüssü bir isikla parliyor. O simdiden hemsire olmayi koymus aklina. Amca kizlarindan ikisi hemsireymis. Seneye Ankara'ya göçeceklermis.
“Burada aileler heveslendirmiyorlar insani. Okumaya niyetin olsa da soguyorsun. Gidecegime seviniyorum.”
Kara, diken saçli, gözlerinde sihirli piriltilari olan tertemiz giyimli çocugun adi Hasan. Sinifinin birincisiymis. Parodiler yazarmis, arkadaslarina roller dagitirmis. Okulun sahnesinde kendi eliyle yaptigi kostüm ve dekorlarla oyunlar sahnelermis. Büyüyünce tiyatrocu olacakmis. En tutulan tipi Hüdaverdi'ymis. Istanbul çöplügünde yasayan, annesinin yillar önce terk ettigi Hüda. Hasan'in espri ve gözlem yetenegi dillere destanmis.
Buralarda gece yatmadan tanidik yedi evin penceresini sayip dilekte bulunan delikanlilarin dilegi gerçeklesirmis. Saksagan iyi haber getirirmis. Hasan hep iyi haberler almis .
“Geeeel, sen de oynaaaa!.”
Demin çigligi bulutlari yirtan küçük kiz oynamak istiyordu simdi. Yüzünde bin renkli kir çiçekleri açmisti. Ana tavugun civcivlerinden biri olmustu.
Okul müdürü aciliydi; bir gün önce annesini kaybetmis. Essiz bir misafirperverlik örnegi sunarken üzüntüsünü belli etmekten çekiniyordu. Köyün yerel yemegi gözlemeler, yayik ayranlari tasinmisti evlerden. Yemekhanenin masalari uç uca eklenmis, upuzun masa donatilmisti, iki günün yorgunlugu bu sicacik ikramla bir çirpida atilivermisti.
Dönüs yolunda ekip kisa bir Yozgat turunu hak etmisti artik. Saat kulesi, Çapanoglu camii, Etnografya müzesi derken Hüseyin'in güçbela ayirdigi bir saat on bes dakikalik mola süresi uçup gitmis bile.
Bense içimin en uzak noktalarina itilen, sese dönüsmemis duygular, sözlerle dopdolu girmistim dönüs yoluna.
Edip Cansever'in
“ bütün iyi kitaplarin sonunda
bütün gündüzlerin bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
solugu sende olan
yeni bir baslangiç vardir,
parmagini sürsen elmaya,rengini anlarsin
gözünle görsen elmayi sesini duyarsin
onu isitsen, yuvarlagi sende kalir
her baslangiçta yeni bir anlam vardir.
nedensiz bir çocuk aglamasi bile
bir sonraki gülüsün baslangicidir.”
diyen dizeleri tam nerede dolandi dilime, hatirlamiyorum.
Belki de bütün bu yolculuk bu siiri yeniden hatirlamam içindi!
Sevim Ak
15 Ekim 2004
|